Mısır'ın Nil Deltası'nın batısındaki Tell Al-Abqain kalesinde yürütülen kazılarda, yaklaşık 3.000 yıl önce dikkatle gömülmüş genç bir at iskeleti ortaya çıkarıldı. Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı tarafından duyurulan bulgu, Yeni Krallık dönemindeki kale yaşamına dair yeni ipuçları sunuyor.
Özenle hazırlanmış sıra dışı bir gömü
Orta boyutlu ve çevik yapılı erkek atın iskeletinin büyük ölçüde eksiksiz olması, bedeninin bilinçli şekilde yerleştirilmesi ve başının yönü, araştırmacıların bu gömünün özel bir anlam taşıdığı görüşünü destekliyor. Atın eğitim, ulaşım ya da savaş arabası çekimi gibi görevlerde kullanılmış olabileceği değerlendiriliyor.
Mezarın yakınında bulunan silindirik alabaster ve kireçtaşı parçalarının, bir savaş arabası koşum takımına ait süslemeler olabileceği düşünülüyor. Bu detay, atın kalenin askeri düzeni içindeki olası rolüne dair güçlü bir bağlam oluşturuyor; ancak doğrudan kesinlik sunmuyor.
Günlük yaşamın izlerini taşıyan kale
Tell Al-Abqain'deki çalışmalar yalnızca at gömüsünü değil, iyi planlanmış bir yerleşim alanını da gün yüzüne çıkardı. Kerpiç yapılardan oluşan konutlar, yaklaşık dört metre genişliğinde sokaklar, tahıl depoları, pişirme fırınları ve depo alanları, kalenin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen bir merkez olduğunu gösteriyor.
Büyük depolama kaplarında bulunan kömürleşmiş buğday taneleri, burada yaşayan toplulukların gıda tedarikini düzenli biçimde yönettiğine işaret ediyor. Dokuma tezgâhı ağırlıkları, taş öğütücüler, tartı araçları, takılar ve günlük kullanıma yönelik seramikler ise üretim, beslenme ve zanaatın kale hayatındaki yerini ortaya koyuyor.
Alanın tarihlendirilmesinde II. Ramses, I. Seti ve Merneptah dönemleriyle ilişkilendirilen yazıtlı parçalar ile mühürler önemli rol oynuyor. Amun, Sekhmet, Ptah ve Seth'e atıfta bulunan nesneler de yerleşimin manevi dünyasına dair bilgi sağlıyor.
Devam eden araştırmalar, Tell Al-Abqain'in Yeni Krallık sınır ağındaki işlevini daha ayrıntılı biçimde açıklayabilir. Bu keşif, arkeolojinin geçmiş toplumların yalnızca yapılarını değil, insanlarla hayvanlar arasındaki anlamlı bağları da görünür kılma potansiyelini vurguluyor.